Nederlands English

Yurt Dışına Taşınmak İlişkinizi Nasıl Değiştirir?

Birlikte planladığınız macera bir gerginlik kaynağına dönüştüğünde.

Birlikte yurt dışına taşındınız. Belki partnerinizin işi gereğiydi, belki ortak bir hayaldi, belki de bulunduğunuz yerden uzaklaşma ihtiyacıydı. Sebebi ne olursa olsun, beraberdiniz. Hafta sonları yeni şehirler keşfetmeyi, yeni bir ülkede beraber bir hayat kurmayı, bu paylaşımın sizi birbirinize daha da yakınlaştırmasını hayal ettiniz.

Ama son zamanlarda keşfetmekten çok tartışıyorsunuz. Küçük anlaşmazlıklar büyük kavgalara dönüşüyor. Kendinizi kopuk, kırgın ya da tıkanmış hissediyorsunuz. Dünyanın öbür ucuna birlikte taşındığınız kişi bazen size yabancı gibi geliyor. Daha kötüsü, sorunlarınızın hepsinin kaynağıymış gibi.

Bu size tanıdık geldiyse, ilişkide başarısız olmuyorsunuz. Yurt dışına taşınan pek çok çiftin yaşadığı bir şeyi yaşıyorsunuz. Journal of Social and Personal Relationships'te yayımlanan araştırmalar, uluslararası bir taşınmanın bir çiftin karşılaşabileceği en önemli stres kaynaklarından biri olduğunu ve etkilerinin çoğu zaman ilk uyum dönemini çok aştığını gösteriyor. Çoğu zaman aslında tartışmalarınızdaki görünmez üçüncü taraf, taşınmanın kendisi.

Taşınmanın Eşit Olmayan Zemini

Çiftler yurt dışına taşındığında nadiren aynı zeminde başlıyorlar. Çoğu zaman partnerlerden birinin işi, gündelik bir amacı, iş arkadaşları, evden çıkmak için bir sebebi var. Diğeri ise çalışma izni bekliyor, iş bulmakta zorlanıyor ya da tamamen yeni bir role alışmaya çalışıyor olabiliyor. Bu dengesizlik, her şeye sızan sessiz bir gerginlik yaratıyor.

Çalışan partner kendini performans göstermek, taşınmayı haklı çıkarmak, ikisini de geçindirecek kadar kazanmak zorunda hissedebiliyor. Akşam eve yorgun geliyor ve "sadece evde olan" partnerinin neden aynı şekilde yorgun olduğunu anlamakta zorlanabiliyor. Diğer taraftan, çalışmayan partner kendini görünmez, bağımlı, profesyonel kimliğinden koparılmış hissedebiliyor; kariyeri askıya alınırken ev işlerini yürüten birine indirgenmiş olmaktan içten içe kırgınlık duyabiliyor.

"Eşlik eden eşler" üzerine yapılan araştırmalar bu örüntünün ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor. International Journal of Human Resource Management'ta yayımlanan çalışmalara göre eşlik eden partnerler, taşınmaya sebep olan çalışana göre genellikle daha yüksek depresyon ve kaygı düzeyleri yaşıyor. Bunun başlıca sebebi de tam olarak bu: amaç ve mesleki kimlik kaybı.

İkisi de yaşadıklarında haksız değil. İkisi de zorlanıyor. Ama taşınmanın yarattığı bu yapısal eşitsizlik fark edilmediğinde, ortak zorluk hızla suçlamaya dönüşüyor.

Farklı Uyum Hızları

İnsanlar yeni bir ortama farklı hızlarda alışıyor ve bu partnerler için de geçerli. Biriniz birkaç ay içinde kendini buraya ait hissetmeye, arkadaş edinmeye, dili öğrenmeye, yeniden tat almaya başlayabilir. Diğeri ise yıllar sonra bile kendini yabancı hissediyor, evi özlüyor, bağ kurmakta zorlanıyor ve "bu hayat neden bana oturmuyor?" diye düşünüyor olabilir.

Bu fark, ilişkide acıtıcı bir hal alabiliyor. Daha hızlı uyum sağlayan partner kendini hayal kırıklığına uğramış, geri tutulmuş, şikayetleri dinlemekten yorulmuş hissedebilir. Daha yavaş uyum sağlayan ise yargılandığını, sürecinde yalnız kaldığını ve sanki bu kadar kolay alışamadığı için kendinde bir sorun varmış gibi hissedebilir. Her ikisi de aslında en çok ihtiyaç duydukları kişi tarafından anlaşılmadıklarını hissediyor olabilir.

Uyum hızının çaba ya da tutumla ilgili olmadığını görmek önemli. Kültürlerarası psikoloji araştırmaları, bu hızın açıklık ve dışadönüklük gibi kişilik özelliklerinden, önceki yurt dışı deneyimlerinden, dil becerisinden, iş durumundan ve düzinelerce başka etkenden etkilendiğini gösteriyor. Hiçbir partner kendi uyum hızını seçerek belirlemiyor.

Bireysel Hayatlarınızın Kaybı

Memlekette her ikinizin de kendine ait bir dünyası vardı. Partneriniz olmadan gördüğünüz arkadaşlar. Tek başınıza yaptığınız aktiviteler. Bağımsız olarak ziyaret ettiğiniz aile. Bu ayrı alanlar size nefes veriyordu; eve getireceğiniz hikayeler ve ilişkinin dışında bir bireysel kimlik duygusu sağlıyordu.

Yurt dışında, özellikle ilk aylarda ve hatta ilk yıllarda, bu bireysel dünyalar büyük ölçüde kayboluyor. Partneriniz tek başına sosyal hayatınız, duygusal desteğiniz, sizi gerçekten tanıyan tek kişi haline geliyor. Bu yoğunluk başta romantik gelebilir, ama bir süre sonra boğucu olabiliyor. Partneriniz "sahip olduğunuz tek şey" haline geldiği için ona kızmaya başlıyor, ama aynı sebeple ona daha sıkı tutunuyorsunuz.

Bireysel kimliğin bu erimesi, ilişkiye her şeyi karşılaması için ağır bir yük yüklüyor: arkadaşlık, eğlence, duygu düzenleme, anlam. Hiçbir ilişki bu yükü uzun süre kaldıramaz.

Stres Çatışmaya Dönüştüğünde

Stres altında hepimiz daha az olgun bir versiyonumuza geriliyoruz. Sabır kısalıyor. Küçük rahatsızlıklar bir anda büyük şikayetlere dönüşüyor. Partnerimizin davranışlarını en olumsuz açıdan okumaya başlıyoruz. Yıkanmamış bulaşıklar bir süre sonra "sadece bulaşık" olmaktan çıkıyor. Partnerinizin size saygı duymadığının, ne kadar yorulduğunuzu görmediğinin, sözde birlikte kurduğunuz bu ortak hayatı umursamadığının kanıtı haline geliyor.

Birçok çift, hep aynı konular üzerinden tekrar tekrar kavga ettiğini ve bir türlü sonuca ulaşamadığını fark ediyor. Bu döngüsel tartışmaların altında genellikle yüzeydeki konu yatmıyor. Asıl mesele, taşınmanın yarattığı stres, kayıp ve kopukluk hissi. Bu daha derin meseleler dile getirilene kadar yüzeydeki çatışmalar tekrar edip duruyor.

Geri Dönüş Yolunu Bulmak

İlk adım, taşınmanın ilişkinizi değiştirdiğini kabul etmek; ikinizden birinde sorun olduğu için değil, uluslararası bir taşınma çiftler için gerçekten zor olduğu için. Bu durumu adlandırmak, ilişkide yaşanan zorluklara sıklıkla eşlik eden utanç ve suçlamayı epey hafifletebilir.

İkincisi, bireysel kimlikleri yeniden inşa etmeye çalışın. Bu bazen bir partnerin diğerini yalnız bir şeyler yapması için teşvik etmesi anlamına gelebilir; zaten kopuk hissederken ayrı zaman geçirmek mantıksız görünse bile. Çünkü bireysel uğraşlar alan açıyor ve ilişkiye yeni bir nefes taşıyor.

Üçüncüsü, görüntüsü farklı olsa da ikinizin de zorlandığını kabul edin. Çalışan partnerin yorgunluğu gerçek. Çalışmayan partnerin kimlik kaybı gerçek. "Kim daha kötü durumda?" yarışına girmek kimseye fayda etmiyor. Her iki deneyimi de tanımak, şefkate yer açıyor.

Son olarak, destek almayı düşünün. Bazen dışarıdan biri, çiftlerin kendilerinin göremediği örüntüleri fark etmelerine yardımcı olabiliyor. Bir terapist, iki partnerin de duyulduğunu hissedeceği bir alan kurabiliyor ve yüzeydeki tartışmaların altında aslında neyin konuşulmaya çalışıldığını çevirmeye yardımcı olabiliyor.

Kaynaklar

  • McNulty, Y. (2012). 'Being dumped in to sink or swim': An empirical study of organizational support for the trailing spouse. Human Resource Development International, 15(4), 417-434.
  • Shaffer, M. A., & Harrison, D. A. (2001). Forgotten partners of international assignments: Development and test of a model of spouse adjustment. Journal of Applied Psychology, 86(2), 238-254.
  • Black, J. S., & Stephens, G. K. (1989). The influence of the spouse on American expatriate adjustment and intent to stay in Pacific Rim overseas assignments. Journal of Management, 15(4), 529-544.

Taşındıktan Sonra İlişkinizde Zorlanıyor musunuz?

Ben Evin, Rotterdam'da çalışan bir psikologum. Uluslararası taşınmanın çoğu zaman beraberinde getirdiği ilişki gerginliğiyle uğraşan bireylerle ve çiftlerle çalışıyorum. Konuşabileceğiniz tarafsız bir alanın olması bazen büyük bir fark yaratabiliyor.

Bu yazı size tanıdık geldiyse, birlikte çalışmanın işe yarayıp yaramayacağını anlamak için 15 dakikalık ücretsiz bir tanışma görüşmesi sunuyorum. Türkçe seans imkânı da mevcut.

Ücretsiz Tanışma Görüşmesi
İlişki terapisi hakkında daha fazla bilgi
Ücretsiz tanışma görüşmesi planlayın