İngilizceniz yeterli. Hollanda'da İngilizce, belki bir miktar da Hollandacayla bir hayat kurmuşsunuz. İş toplantılarını idare ediyorsunuz, bürokratik işleri hallediyorsunuz, komşularınızla iki çift laf ediyorsunuz. Ama iş asıl önemli konulara, adını koyamadığınız duygulara, hâlâ canınızı acıtan anılara, anlamaya çalıştığınız tekrar eden örüntülere geldiğinde, İngilizce birden bir köprü değil de bir duvar gibi durmaya başlıyor.
Mesele akıcılık meselesi değil. Mesele derinlik. Hollanda'da yaşayan birçok Türk için anadilini konuşan bir terapist bulmak bir tercih değil, bir ihtiyaç.
Duygusal Dil Uçurumu
Araştırmalar açık bir şekilde gösteriyor: insanlar duyguları anadillerinde, sonradan öğrendikleri dillere kıyasla farklı bir biçimde işliyor. Psikodilbilimci Catherine Harris ve ekibinin çalışmasında, kişinin anadilindeki duygusal kelimelerin, ikinci dildeki karşılıklarına göre deri iletkenliği gibi fiziksel tepkileri çok daha güçlü tetiklediği görülüyor. Anadilimiz ilk anılarımıza, ailemize, bizi şekillendiren deneyimlere sıkı sıkıya bağlı. "Üzgün" kelimesini öğrendiğimizde sadece bir sözcük öğrenmiyorduk; onu yaşantılarla, ses tonlarıyla, bağlamla birlikte öğreniyorduk. Üzüntüyü bugün nasıl anladığımızı bunlar belirledi.
Dilbilimci Aneta Pavlenko'nun iki dillilik ve duygu üzerine yaptığı çalışmalarda, ikinci dilini çocukluktan sonra öğrenen kişilerin duygusal konuları o dilde konuşurken kendilerini "kopuk" hissettikleri görülüyor. Bu kopukluk bazı durumlarda işe yarayabilir; ama duygusal bağ kurmanın merkezi olduğu terapide işin önündeki en büyük engellerden birine dönüşebiliyor.
Bu duygusal derinliğe ikinci bir dilde uzanmaya çalıştığınızda yolda mutlaka bir şeyler kayboluyor. "Anxious" kelimesini biliyor olabilirsiniz; ama "kaygılı" ile aynı ağırlığı taşıyor mu? Türkçe bilmeyen birine "gurbetçi" kelimesinin "yurt dışında yaşayan kişi" tanımının ötesinde ne anlama geldiğini anlatabilir misiniz? Bu kelime nesiller boyu süren bir göç deneyimini, başka bir dile tam olarak çevrilemeyen kendine özgü bir özlemi içinde taşıyor.
Terapide ne söylediğiniz kadar nasıl söylediğiniz de önemli. Hissettiğinizi tüm tonlarıyla, nüanslarıyla anlatabilmek; ufak bir aydınlanma ile yanlış anlaşıldığınızı hissettiğiniz sinir bozucu bir seans arasındaki farkı belirleyebiliyor.
Kelimelerin Ötesinde: Kültürel Bağlam
Dil bu işin sadece bir kısmı. Cultural Diversity and Ethnic Minority Psychology gibi dergilerde yayımlanan, psikoterapide kültürel yeterliliği inceleyen araştırmalar şunu tutarlı biçimde gösteriyor: danışanlar kendileriyle benzer kültürel geçmişe sahip uzmanlarla çalıştıklarında daha olumlu sonuçlar elde ediyor. Aynı kültürden gelen Türkçe konuşan bir terapist, açıklamaya bile gerek duymayacağınız pek çok şeyi zaten biliyor. Aile beklentilerinin yükünü, Türk aile yapısının kendine özgü dinamiklerini, neyi konuşup neyi konuşmayacağınıza dair söylenmemiş kuralları biliyor.
Annenizin sizi aradığını ve yorgun olsanız bile gitmek "zorunda" kaldığınızı söylediğinizde ne demek istediğinizi anlıyor. Pek çok Türk'ün arasında dengelemeye çalıştığı din, gelenek ve modernlik karışımını biliyor. Hollanda'da Türk olmanın, hem Hollanda toplumundan hem de buradaki Türk camiasından gelen kendine özgü baskılarını biliyor.
Bambaşka bir kültürden gelen bir terapistle çalışırken seansın yarısını bağlamı anlatmakla geçirebilirsiniz. Aynı kültürel çerçeveyi paylaştığınız biriyle ise doğrudan önemli olana geçebiliyorsunuz.
Türkçe Konuşan Terapist Bulmanın Zorluğu
Hollanda'da geniş bir Türk topluluğunun yaşamasına rağmen iyi bir Türkçe konuşan psikolog bulmak kolay değil. Türkçe konuşan terapistlerin önemli bir bölümü GGZ sistemi içinde çalışıyor; bu da uzun bekleme listeleri ve kimle çalışacağınız konusunda kısıtlı seçenek demek.
Özel sektörde daha fazla seçenek var, ama nereye bakacağınızı bilmek gerekiyor. Mesleki rehberler her zaman dile göre arama imkânı sunmuyor; bir terapist anadili olmamasına rağmen kendi sayfasında Türkçeyi de dilleri arasında listeleyebiliyor. Bir dili konuşabilmek ile o dilde derinlikli psikolojik çalışma yürütebilmek aynı şey değil.
Bir de yaklaşım meselesi var. Her terapist aynı şekilde çalışmıyor. Kimi davranışçı tekniklere ağırlık veriyor, kimi geçmişinizi keşfetmeyi öne çıkarıyor, kimi farkındalık ve kabullenme üzerinden ilerliyor. Hem sizinle aynı dili konuşan hem de yaklaşımı size uyan birini bulmak doğal olarak seçenekleri daha da daraltıyor.
Nelere Dikkat Etmeli
Hollanda'da Türkçe konuşan bir terapist ararken göz önünde bulundurabileceğiniz birkaç şey var.
Öncelikle Türkçenin gerçekten anadili ya da anadili düzeyinde olduğundan emin olun; sadece "üzerinde çalıştığı" bir dil değil. İkisi arasındaki anlayış derinliği farklı.
İkincisi, eğitimine ve mesleki kaydına bakın. Hollanda'da psikologların ilgili meslek kuruluşlarına, örneğin NIP'e (Nederlands Instituut van Psychologen) kayıtlı olması beklenir. Bu kayıtlar mesleki standartların ve etik sorumluluğun güvencesi.
Üçüncüsü, hem Türk kültürünü hem de Hollanda'da yaşama deneyimini içeriden tanıyıp tanımadığını değerlendirin. Gurbet hayatını kendisi yaşamış biri, Türk kültürünü yalnızca tatil ziyaretlerinden bilen birinden farklı bir anlayış getiriyor.
Dördüncüsü, bir tanışma görüşmesi yapın. Pek çok terapist kısa bir ön görüşme imkânı sunuyor. Bu görüşmeyi karşınızdaki kişiyle rahat hissedip hissetmediğinizi anlamak için kullanın. İçgüdünüze kulak verin: konuşma doğal akıyor mu, dinlendiğinizi ve anlaşıldığınızı hissediyor musunuz?
Gerçekten Anlaşılmanın Değeri
Aklınızda çeviri yapmadan, doğru kelimeyi seçip seçemediğinizi sorgulamadan, karmaşık duyguları en temel sözcüklere sıkıştırmaya çalışmadan konuşabilmek başlı başına büyük bir özgürlük. Terapide bu özgürlük süreci ciddi şekilde hızlandırabiliyor.
Söylemek istediğinizi tüm kültürel ve duygusal yüküyle dile getirebilirsiniz. Tam olarak hissettiğinizi anlatan bir Türk atasözünü, açıklama yapmaya gerek kalmadan kullanabilirsiniz. Babaannenizden ya da "nine"nizden, "büyükanne" sözünün dışında bir bağlam kurmaya gerek duymadan söz edebilirsiniz. Bunlar küçük şeyler gibi görünüyor ama hepsi birbirine ekleniyor: gerçekten görüldüğünüzü ve anlaşıldığınızı hissetmek.
Hollanda'da terapiyi düşünüyorsanız, dilin ve kültürel ortaklığın önemini küçümsemeyin. Mesele neyin daha kolay olduğu değil; en derin çalışmayı yapabilmeniz için neye ihtiyacınız olduğu.
Kaynaklar
- Harris, C. L., Ayçiçeği, A., & Gleason, J. B. (2003). Taboo words and reprimands elicit greater autonomic reactivity in a first language than in a second language. Applied Psycholinguistics, 24(4), 561-579.
- Pavlenko, A. (2012). Affective processing in bilingual speakers: Disembodied cognition? International Journal of Psychology, 47(6), 405-428.
- Sue, S., Fujino, D. C., Hu, L. T., Takeuchi, D. T., & Zane, N. W. (1991). Community mental health services for ethnic minority groups: A test of the cultural responsiveness hypothesis. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 59(4), 533-540.